Dikkat!, bu yazıyı okumadan önce lütfen midenizin boş olmasına dikkat edin, emin değilseniz, parmağınızla küçük dilinize dokunarak kontrol edebilirsiniz…
Sabah sabah kargalarla birlikte kahvaltılaşırken nereden aklıma geldiyse dün ki Makrube hezeyanı bir anda gözümün önünde belirdi. Insana bu kadar da eziyet, zûlüm olmaz herhalde. -Bulanıklaşan ekran ve, geçmişe dönme efekti-
Bundan yaklaşık 3 - 4 ay önce iki kafadar Makrube yapımına karar verir.Oldukça heyecan ve dalalet içerisinde verilen bu karar sonralarda başlarına ne gibi bir bela ve buhran’dan oluşan bir dizi-film açacağının farkında bile değildirler. Aradan bir kaç zaman geçtikten sonra bu iki kafadar yurtta kaldıkları için Makrube yapacakları alet-edevat ve bilimum eşyanın bulunduğu bir arkadaş evi ararlar, nihayetinde ev bulunur, sözler alınır yüzükler takılır ve Makrube yapımı için gün alınır. O gün gelip çatar, malzemeler alınır ve söz içerisinde adı geçen eve doğru yola çıkılır. Artık 4 kişilerdir ve Makrube yapımından vazcaymak için artık çok demek için artık çok geçtir -Söz bi daha böyle cümle kurmiycam, ehe-. Makrube yapımına başlanır, tencereler yıkanır, sular ısıtılır, soğanlar lime lime, patatesler pare pare, pirinçler dare dare edildikten sonra salatalar da hazırlanırken, yoğurtlar cıvıklaştırırlırken evvel zaman içinde kalbru saman içinde… Makrube hazırlanışı biter ve pişirilmeye bırakılır, türlü şakalar eşliğinde Türlü’ye benzeyen Makrube hâlâ umarsızca ağızları sulandırmaktadır. Ve sonunda pişen pişer, sini -Tepsi- alınır, Makrube için içeriği hazırlanır -Tepsinin (!)-. Makrube tenceresi bu sininin tam ortasına büyük bir gürültüyle ters çevrilip bırakılır. Tencere çekildikten sonra artık Makrube (%)Tamamıyla hazırdır. Herkes ağzının suyunu bir anda unutmuştur, sanki artık şevki geçmiş bir ilişki misali bir anda ortamdaki herkes Makrube’den soğumuştur, postacı abi sende mi ?, ya sen gazeteci çocuk, yoksa yoksa sende mi brütüs… Koskoca emekler ve yemekler harcanarak yapılan Makrube’den kişi başı en fazla 8 - 10 kaşık darbesi nasibini almıştır, Makrube yapıldığı gibi önlerinde durmakta ve artık Makrube’den sanki bu 4 kişiyi başka bir 4 kişiyle aldatmışçasına nefret edilmektedir. Artık Makrube sevdası buraya kadardır, bi şekilde bundan kurtulup, normal hayata dönüp kırmızı hap ile birlikte allice’nin tavşan deliğinden çıkıp, girecek başka delikler aramak farz-ı misal ile birlikte farz-ı ayın, farz-ı kifaye ve bilimum farz-ı *’lar olmuştur… Bulaşıklar temizlenirken bir an herkesin gözü tencereye kilitlenir, tencere’nin dibi kara senin ki benden kara cümlesi herkesin beyninden aynı anda geçmektedir, ev’in hanımı mutfağa gelip bu zemheri zift’i görmeden temzilenmesi lazımdır. Her kafadan çıkan, çözümselleşmesi mümkün olmayan teoriler zaman harcamaktaydı. Ve evin hanımı mutfağa gelip olan biten ve bitirenleri suçüstü yakalayınca, yatmadan önce 100 fırça darbeleriyle ortalığı bertaraf etti. En sonunun, sonunun, sonunda artık özgürlerdi, yüreklerinde bir ince sızı’yla birlikte Makrube’nin oluşturduğu yara da cabası idi. Başroldeki 2 genç evden ayrılırken birisinin ağzında günü kurtaran cümleler döküldü. ” Oğlum çok sıkıştım lan!”…
Makrube; daha çok göçmenler (Bulgar, makedon) sayesinde ülkemizde yaygınlaşan bir yemek çeşididir. dün -06.06.2009, Cumartesi- 4 arkadaşlar Makrube yapımına karar verdik, aslında bu kararın tarihi 3 - 4 ay öncesine dayanıyor ama gel gör ki okul’un sıkışıklığı ve derslerin yoğunluğu bu işi bu zamana kadar itmiştir. Olay hezeyan ile sonuçlansa da yine de ortam, muhabbet ve herşey -Makrube dahil- güzeldi.
Son Yorumlar