B.I.O.M.

Wii’y başımıza gelen!

Izlenip zevk alınasıcalar. Yorum Yok »

Nintendo Entertainment frmasının yüzyılın buluşu olarak nitelendirdiği harikahâne oyun konsolu Wii’yi hepimizi, çoğumuz, bir kısmımız, azımız, bir azımız, çok azımız hatta hiçbirimiz biliyoruz -Son belgisiz sıfat bence de uymadı-. Birgün nasip olurda wii oynar isek başımıza gelebilecek en kötü olay sizce ne olabilir. Video’u izledikten sonra kararınızı belirtirseniz seviniriz(m)…

“Alayını yerim” Yalanı…

Zincirleme Reaksiyonlar Yorum Yok »

Dikkat!, bu yazıyı okumadan önce lütfen midenizin boş olmasına dikkat edin, emin değilseniz, parmağınızla küçük dilinize dokunarak kontrol edebilirsiniz…

Sabah sabah kargalarla birlikte kahvaltılaşırken nereden aklıma geldiyse dün ki Makrube hezeyanı bir anda gözümün önünde belirdi. Insana bu kadar da eziyet, zûlüm olmaz herhalde. -Bulanıklaşan ekran ve, geçmişe dönme efekti-

Bundan yaklaşık 3 - 4 ay önce iki kafadar Makrube yapımına karar verir.Oldukça heyecan ve dalalet içerisinde verilen bu karar sonralarda başlarına ne gibi bir bela ve buhran’dan oluşan bir dizi-film açacağının farkında bile değildirler. Aradan bir kaç zaman geçtikten sonra bu iki kafadar yurtta kaldıkları için Makrube yapacakları alet-edevat ve bilimum eşyanın bulunduğu bir arkadaş evi ararlar, nihayetinde ev bulunur, sözler alınır yüzükler takılır ve Makrube yapımı için gün alınır. O gün gelip çatar, malzemeler alınır ve söz içerisinde adı geçen eve doğru yola çıkılır. Artık 4 kişilerdir ve Makrube yapımından vazcaymak için artık çok demek için artık çok geçtir -Söz bi daha böyle cümle kurmiycam, ehe-. Makrube yapımına başlanır, tencereler yıkanır, sular ısıtılır, soğanlar lime lime, patatesler pare pare, pirinçler dare dare edildikten sonra salatalar da hazırlanırken, yoğurtlar cıvıklaştırırlırken evvel zaman içinde kalbru saman içinde… Makrube hazırlanışı biter ve pişirilmeye bırakılır, türlü şakalar eşliğinde Türlü’ye benzeyen Makrube hâlâ umarsızca ağızları sulandırmaktadır. Ve sonunda pişen pişer, sini -Tepsi- alınır, Makrube için içeriği hazırlanır -Tepsinin (!)-.  Makrube tenceresi bu sininin tam ortasına büyük bir gürültüyle ters çevrilip bırakılır. Tencere çekildikten sonra artık Makrube (%)Tamamıyla hazırdır. Herkes ağzının suyunu bir anda unutmuştur, sanki artık şevki geçmiş bir ilişki misali bir anda ortamdaki herkes Makrube’den soğumuştur, postacı abi sende mi ?, ya sen gazeteci çocuk, yoksa yoksa sende mi brütüs… Koskoca emekler ve yemekler harcanarak yapılan Makrube’den kişi başı en fazla 8 - 10 kaşık darbesi nasibini almıştır, Makrube yapıldığı gibi önlerinde durmakta ve artık Makrube’den sanki bu 4 kişiyi başka bir 4 kişiyle aldatmışçasına nefret edilmektedir. Artık Makrube sevdası buraya kadardır, bi şekilde bundan kurtulup, normal hayata dönüp kırmızı hap ile birlikte allice’nin tavşan deliğinden çıkıp, girecek başka delikler aramak farz-ı misal ile birlikte farz-ı ayın, farz-ı kifaye ve bilimum farz-ı *’lar olmuştur… Bulaşıklar temizlenirken bir an herkesin gözü tencereye kilitlenir, tencere’nin dibi kara senin ki benden kara cümlesi herkesin beyninden aynı anda geçmektedir, ev’in hanımı mutfağa gelip bu zemheri zift’i görmeden temzilenmesi lazımdır. Her kafadan çıkan, çözümselleşmesi mümkün olmayan teoriler zaman harcamaktaydı. Ve evin hanımı mutfağa gelip olan biten ve bitirenleri suçüstü yakalayınca, yatmadan önce 100 fırça darbeleriyle ortalığı bertaraf etti. En sonunun, sonunun, sonunda artık özgürlerdi, yüreklerinde bir ince sızı’yla birlikte Makrube’nin oluşturduğu yara da cabası idi. Başroldeki 2 genç evden ayrılırken birisinin ağzında günü kurtaran cümleler döküldü. ” Oğlum çok sıkıştım lan!”…

Makrube; daha çok göçmenler (Bulgar, makedon) sayesinde ülkemizde yaygınlaşan bir yemek çeşididir. dün -06.06.2009, Cumartesi- 4 arkadaşlar Makrube yapımına karar verdik, aslında bu kararın tarihi 3 - 4 ay öncesine dayanıyor ama gel gör ki okul’un sıkışıklığı ve derslerin yoğunluğu bu işi bu zamana kadar itmiştir. Olay hezeyan ile sonuçlansa da yine de ortam, muhabbet ve herşey -Makrube dahil- güzeldi.

Başkalaşım…

B.I.O.M'un Evrim Sahneleri Yorum Yok »

Anladım her yiğidin bir yoğurt yiğişi yada yiyişi varmış, anladım senin bana döneceğin yok (Uğur ARSLAN’ın son albümün sık sık dinlemenin verdiği etki ye tepki, ehe), sonunda anladım yani bu “günlük tutma” bana göre değilmiş, en fazla bir ay tutturabiliyorum. Sonunda (Yeter bencede!)  kararımı verdim kapatıyorum siteyi, yeni bir başlıkla yeni bir benlik ve sivilcelerle geri gelicem en kısa zamanda. Şu anda host bulma aşamalarındayım, önceden yazmış olduğum diğer yazıları alırmıyım bilmiyorum ama günlük kısımlarını almayacağım kesin yada kesin gibi, hayırlısı diyorum hâlâ ve hâlâ google bot’larının bile buralara uğramadığını düşünüyorum… Saygılarımı sunup defolup gidiyorum… (Sonu kafiyeli oldu, gidişimin :) )

29.05.2009 [Cuma]

Sevgili Günlük Yorum Yok »

Sabah 09:00′da Duman - Sen Gibi kaldırdı beni, bugünde sunum var, akşam beni yiyip bitiren Apache, Php, MySQL paketleri sağolsun sonunda bana çıkar bir yol gösterdiler, bakalım Özcan hoca beğenecek mi ?, zaten yine saat 10:00′da Veri Tabanı ve Yönetim Sistemleri dersi, yine geç kalmıyodum ama (ehe). Sunum yine ve haliyle iyi geçti. 11:15 gibi bitirdik deri ve saat 15:00′e kadar dersim olmadığı için bu arayı doktor’a gitmekle değerlendirdim. Doktor hâlâ ve hâlâ ameliyat diye diretiyor, bakalım İstanbula gittikten sonra karar vericez. Hastahaneden sonra yurda kısa bi geçiş yapıp ardından hemen okula gittim. Bu aralar lap-top taşımaktan omzumun ağrımaya başladığını hissettim. Kütüphane’de saat 15:00′e kadar Flash CS4 çalıştım, saat 15:00′de İngilizce dersine girmek istedim ama hoca yoktu ve gelmeyecekmiş. Okuldan çıktıktan sonra bir ilk yaşadık ve Muammer ile ev aradık, çok yere baktık ama hiç ev bulamadık ama bir kaçtane olumlu soru işareti kaldı kafamızda… Yuda döndüm ve yine Flash CS4 çalıştım uzun bi süre, daha sonra canım sıkıldı ve Spore yüklemiştim ona baktım biraz, ardından Canım Ailem’in 14 ve 15. bölümünü izledim 16′yı da izleyecektimde geç yatmama taraftarıyım bu aralar… 15.Bölümün bitiminde de yattım zaten…

28.05.2009 [Perşembe]

Sevgili Günlük Yorum Yok »

Sabah sağolsun beni yılların eskitemeyeceği müzik olan Prince of Persia WW OST - Tower Encounter uyandırdı. Güne bas ve rock ile uyanmak güzel bi duygu olsa gerek (ehe), bugün büyük gün MySQL ile ilgili sunumum var. O yüzden acele etmem gerekirken ben sallana sallana 09:00′da kalktım yemeğe bile 09:40 civarında indim. Az kalsın kendi sunumuma bile geç kalıyodum. Sunum gayet başarılı geçti Özcan hoca’nın gözüne girebilmek güzel bi duygu olsa gerek (Bu “güzel bi duygu olsa gerek” cümle kalıbı da güzel bi duygu olsa gerek :) ). Yinede başarılı öğrenci olmanın yada çok çalışmanın meyveleri yada meyve veren ağacı taşlamaları gerçek bir varsayımmış ki Özcan hoca PhpMyadmin işini benim üstüme yıktı. Ama dünki olaydaki Yusuf hoca gibi kaçmadı. Öğleden sonrası için Grafik ve Animasyon dersinde ise lap-top’um yanımda olduğu için kendi bilgisayarımda daha hâlâ başlayamadığım Flash ödevime bi giriş yaptım. Sınıf olarak üzücü bir olayla karşılaştık Serkan hoca’mız seneye İsveç‘e gidiyormuş doktarasını orda tamamlayacak. Akşam yine Muammer‘le ev işini halledememenin muhasebesini yaptık. Yurda döndüm, PhpMyadmin için Easy - PHP, PhpTriad denemelerimin bana yamuk yapması sinir katsayımı arttırırken Wamp‘ın yardımıma yetişmesi yurtta sevinç gösterileriyle karşılandı :). PhpMyAdmin çalışmam yeterince beni yorduğu için yeterli kanısına vardığım bir noktada sona erdirdim ve yatmadan önce yüz fırça darbesi adına Canım Ailem‘in 13.Bölüm‘ünü seyrettim Meliha‘m yufka açıyodu, bu sahne günü kurtardı, sonrada yattım… Yarın yine büyük gün bu sefer PhpMyadmin


WP Tema & Icons: N.Design Studio & Türkçe: t'infection.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş